Press "Enter" to skip to content

Afrika’da Mücahid Bir Şeyh: OSMAN B. FÛDİ





Sufilerin İslam toplumunun inşa ve inkişafında büyük rolü olduğunu biliriz. Bu inşa ve inkişafa dair örneklerin izini daha ziyade kendimize yakın dönem ve coğrafyalarda süreriz. Fakat İslam dünyasının her dönemi ve her köşesi için durum aynıdır. Nijerya’da fiili cihada kadar uzanan bir mücadelenin lideri olan

Tasavvuf büyükleri her dönemde, yaşadıkları coğrafyada kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi bakımdan yeniden şekillenmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. İçinde yaşadıkları toplumun sorunlarına bigâne kalmayan bu önder insanlar kriz dönemlerinde topluma yeni bir yol çizmeye gayret etmiş, örnek yaşantıları ile müslümanları hayra ve Hakk’a yönlendirmeye çalışmışlardır. İslam topraklarının genişlediği devirde yaşayan ilk dönem sufileri, şan ve şöhretin olduğu saray kapılarından uzak durma, yöneticileri dünya hırsına tamahkârlığa karşı uyarmışlardır. İslam ümmetinin sıkıntıya düştüğü dönemlerde ise şartlara göre her türlü mücadelenin içine girmiş, gerekli gördükleri noktada cihada kadar mümkün olan her seçeneği ümmetin selâmeti için kullanmışlardır. İşaret ettiğimiz bu hususa dair örnekleri daha ziyade kendimize yakın dönem ve coğrafyalardan biliriz ama İslam dünyasının her köşesi için durum böyledir. Mesela Nijerya’da fiilî cihada kadar uzanan bir mücadelenin lideri olan Şevh Osman b. Füdi bu zatlardan biridir. Fudi hazretlerinin hayatını okuduğumuz zaman, ilim ve irfan ehli bir müminin hem kendi halkına hem de yaşadığı coğrafyaya hizmetine, şahit oluruz.

İslâm Davasına Adanan Bir Ömür

Soyu, Peygamber Efendimiz’e dayanan Osman b. Fûdi, 1754 yılında Niijerya’nın kuzeyinde, Galmi şehri yakınlannda yer alan Maratta köyünde, dindar bir ailede dünyaya geldi. Babası Muhammed’e verilen ve Fûlani dilinde “alim, fakih” anlamına gelen Füdi unvanı ile tanındı. Babasının alim bir zat olması Osman bin Fûdi’ nin ilmi ve fikri gelişimine çok büyük bir katkı sağlamıştı. İlk eğitimini babasından almış, bu süreçte İslam’ın klasik eserlerini de okumuştu. Daha sonra bir kısmı akrabası olan alimlerden fıkıh, hadis, tekir ve Arap dili okudu. Ağadesli alim Cibrîl b. Ömer’in yanında geçirdiği bir yılın sonunda tasavvufa intisap etti. Aynı dönemde ders vermeye başladı. Çıktığı ilim ve irşad yolculuklan vesilesiyle adı duyuldu. Ehl-i sünnet’in görüşlerini tasavvufun takva ve heyecanıyla ifade etmesi, ateşli bir vaiz olarak tanınmasına neden oldu.

Zamfara Şehri Google Map Görünümü
Kebbi Şehri Google Map Görünümü

1780 yılında Kebbi ve Zamfara şehirlerinde beş yıl vaaz ve tebliğde bulundu. Öncelikli meselesi Resül-i Ekrem Efendimizrin (sallallahu aleyhi vesellem) sünnetini Yaşamak, yaşamak ve bid’atlan ortadan kaldırmaktı. İçinde yaşadigi topluma baktığında olması gerekenle var olan hayat tarzı arasındaki boşluğu görüyordu. Bid’at ve hurafeleri var gücüyle bertaraf etmek için çaba sarfediyordu. Verdiği derslerde Kur’an ve Sünnet’e uygun İslâm’ı anlatıyor, bir taraftan da eserler kaleme alıyordu. Batı dünyasında, Afrikalı insanların “yamyam” olarak tanıtılması, kültür ve medeniyetten mahrum kabileler gibi gösterilmeleri tam bir aldatmacadır. Bu aldatmacayı gören Osman b. Füdi, İslam’ın gelişi ve tasavvufun Afrika’ya gir-mesiyle bölgenin kültür, medeniyet ve ahlak açısından sa-nıldığı gibi olmadığını bütün dünyaya göstermek istiyordu. Bunun için özellikle eğitim alanında gerçekleştirdiği çalışmalarla dönemin pek çok ülkesinden daha ileri olduklarını gösterdi. Fûdi’nin en önemli hizmetlerinden biri de kırsal kesimde yaşayan putperest Fülâni ve Heysa kabileleri arasında İslâmivet’in yayılmasına vesile olmasıdır. On binlerin hidayetine vesile olan Şeyh Osman b. Fûdi’nin bu güçlü etkisi, kralın dikkatinden kaçmamıştı. 1780 yılında Nijerya yönetimi tarafından çağırılınca davete uyarak savaşa gitmiş, ancak verilen hediyeleri kabul etmemişti. Bu hediyeler yerine İslam’ı anlatmasına izin verilmesini, tesettüre karışılmamasını, meşru olmayan vergilerin kaldırılmasını istemişti. Kral, Osman b. Fûdi’nin bu isteklerini kabul etmiş, o da çalışmalarına bu doğrultuda hız vermişti.

Ne var ki 1797 yılında tahta çıkan Kral Nafata verilen bu izinleri kaldırmaya başlamış, sonradan Müslüman olanların tekrar eski dinlerine dönmesini emretmişti. Kral bununla da yetinmeyip ülkesinde tesettür, sarık ve kaftan giymeyi de yasaklamıştı. 1803 yılında yönetimi devralan Kral Yunfa ise, tahta çıkmasına destek veren Osman b. Fûdi’ye başlarda yakın durmuş, ancak daha sonra onun nüfuzunu bir tehlike olarak görmüştü. Bu yüzden Osman b. Fûdı’yi öldürmeye kalkışmış, ancak başarılı olamamıştı. Müslümanların üzerindeki baskı silah zoruyla dinden dönmelerini sağlamaya kadar varınca, Osman b. Füdi silahlı mücadeleye başladı. 1804 yılındaki çatışmada kralın birlikleri yenilince, Fülâni ve Hevsâlı köylüler de Osman b. Füdinin saflarına katıldılar.

Şeyh Osman b. Fûdi [kuddise sırruhü]
İslâm’ın savaş hukukuna harfi harfine riayet eden Os-man b. Fûdi, 1812 yılında Sokoto İslam Halifeliği’ni ilan etti. Bundan sonra cihad hareketini bizzat düzenlemekle birlikte aktif siyasetten el çekti. Ülkeyi ikiye ayırarak Batı eyaletlerini kardeşi Abdullah’ın, yeni fethedilen topraklrı da oğlunun idaresine bırakıp Sifava’da ikamet etmeye başladı. Geri kalan ömrünü ilmi eserler yazmaya vakfede-cekti. 20 Nisan 1817’de vefat eden Osman b. Füûdi’nin kabri Nijer, Çad ve Nijeryalı müslümanlar için halen önemli bir ziyaret yeridir.

Osman b. Fûdi, büyük bir âlim ve mutasavvıf olmasının yanısıra başarılı bir devlet adamı portresi de çizmiştir Hocası Cibril b. Ömer’den Halvetiyye, Kadiriyye ve Şazeliyye icâzeti almış, özellikle kendi etki alanı olan bölgelerde Kadiriliğin yayılmasını sağlamıştır. Fulfulde dilinde hikmet türünde şiirler de yazan Osman b. Füdi (kuddise sırruhü), diğer eserlerinin tamamını Arapça kaleme almıştır. Arapça eğitim görmeyen âlimlerin yanlış fikirlerle ümmeti bid’ata sürükleyebileceğini ifade eden Fûdi; 150 civarında kitap ve risale kaleme almıştır. Bu eserlerin arasında çok sayıda tasavvuf kitabı olduğu bilinmektedir. Nijerya’da silah zoruyla Müslümanlar üzerinde baskı kuran, İslam’ın yaşanmasına engel olan yöneticilerin türemesi, Osman b. Fûdi’nin mücadelesini farklı bir mecraya taşımıştı. Etrafında toplanan ve savaş tecrübesi olmayan bir avuç samimi insanla koca bir orduya karşı mücadeleye girişmişti. Dört yıl gibi kısa bir sürede girdiği pek çok savaştan başarıyla çıkarak Afrika’nın en güçlü devletlerinden birini kurmuştu. Mazlum Afrika’nın bağrında Fülanili bir alim ve mür-id olan Şeyh Osman b. Füdi (kuddise sırruhı), müminlere öncülük eden, halkın bütün sorunlarıyla doğrudan ilgilenen, onlara hem ahlaki eğitim veren hem de şahsiyet kazandıran bir alim, bir sûfi ve bir devlet adamıydı. 18. yüzyıla kadar genel olarak göçebe topluluklar halinde yaşayan, bu özellikleri nedeniyle de şehirleşemeyen ve bir devlet çatısı altında organize olamayan Fülaniler sürekli zulme uğruyorlardı. Şeyh Fûdi, Fülaniler’i bir devlet sahibi yapmakla kalmamış, Müslümanların emperyalist Batılılar tarafından köleleştirilmesini de engellemişti. Osman b. Füdi, kâmil iman sahibi olan bir rehberin bir toplumun hayatın nasıl etkilediğini, tarihin seyrine samimi bir müminin dokunuşuyla nasıl yön verebildiğini göstermiş örnek bir şahsiyet olarak yâd edilmeyi fazlasıyla hak etmiştir.

 

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *