Press "Enter" to skip to content

Sultan II.Abdülhamid Han’ın Halası

Âdile Sultan’ın Fındıklı’daki yalısı

  Vaktiyle bütün İstanbul, servetini hayır yolunda harcayan Âdile Sultan’ı hayırla anardı. Beş padişah zamanında da hayatına devam etmiş, çok acılar yaşamış, ama metanetini hiç kaybetmemiş bu hanımefendi şairin adı bugün eski mekânlarda yaşamaya devam ediyor..

Âdile Sultan Hababam Sınıfı’nın çekildiği Kandilli’deki sarayı şimdilerde düğün gibi aktivitelere ev sahipliği yapıyor. Çamlıca’daki sayfiyesi vefatından sonra yetimhane olarak kullanıldı. Hâlihâzırda öğretmenevidir. Fındıklı’daki sahil sarayı ise bugün Mimar Sinan Üniversitesi’dir.

Ayşe Sultan, Adile Sultan’ı anlatıyor;

Adile Sultan gösterişi ve israfı sevmezdi. Gayet sade giyinir, epeydir devam eden Avrupalılaşma modasına yüz vermez, geleneklere özen gösterirdi, Sultan Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan, büyük halası (babasının hatası) Adile Sultan’ın bu yönlerini şöyle anlatıyor: “Babamla (Sultan Abdülhamid’le) görüşmek istediği zaman haber gönderir, sarayda hususi hazırlıklar yapılır, bu surette saraya gelirdi. Babam hürmet ve tazimle halasının elini öper, büyük kanepeye halasını oturtup kendisi de karşısına otururdu. “Hazinedarlar, askılar içinde kahvesini getirirler, babam eliyle tepsiden alıp halasına verirdi. “Bizler içeriye girip elini öper, yerden bir temenna ederek padişaha yaptığımız resmi tazimi ifa eder, çıkardık. “Babama, ‘oğlum’ hitabında bulunur, babam da kendisine; “Emredersiniz halacığım” cevabını verirdi. “Konuşma bir-iki saat kadar devam eder, yine geldiği gibi arabasına biner, babam da kapıya kadar kendisini teşyi ederdi. “Yüzünün eskiden pek güzel olduğu belliydi. Narin, orta boylu. kumral, mavi-ela gözlü, nurâni, asaletini gösteren hâl, hareket ve terbiyeye malik bir sultandı.

Günümüzde müze olarak faaliyet gösteren Galata Mevlevîhânesi’nin avlusundaki 1846/47 tarihli Âdile Sultan Şadırvanı ve Kitabesi.

Giyinmesi  tamamıyla alaturka olup, ağır kumaşlardan etekli entari, ayağına güderiden pabuç,beline de şaldan kuşak bağlar, bu entari üzerine salta dedikleri bol kollu bir ceket geçirir, başına fes gibi bir şey giyip etrafına oyalı ipekli yemeni sarar, üzerine zümrüt ve la’llerle  yapılmış, ortadaki daha büyük, iki yanlarındakiler küçük, gül şeklinde kıymetli iğneler takardı… “Başka hiçbir mücevher nisan takmazdı.”

İnsanın başına her şey gelebilir. Adile Sultan’ın da başına öyle bir şey geldi ki, insana “imkansız” dedirtecek cinsten…

Bir gün kalfasıyla birlikte, Hırka-ı Şerif ziyaretine gidiyordu. Abdest tazelemek istedi. O tarihlerde İstanbul’da umumi tuvalet bulmak zorlu. Kaldı ki, bir Sultan’ın herkesin gözünün önünde tuvalete girmesi edebe aykırıydı.

Kalfa kadın o sırada önünden geçmekte oldukları konağın kapısını çaldı. Kapıyı açan hizmetçiye mazeretlerini bildirdiler. Hizmetçi içeri girip evin hanımına haber verir vermez hanımefendi kapıya koştu. Nezaketle içeri buyur etti. Adile Sultan, abdest tazelerken de, misafire hürmetin gereği olarak peşkir(havlu) tuttu. İlk defa karşılaşıyorlardı ama her ne hikmetse birbirlerine ısınmışlardı. Adile Sultan, rahatsızlık verdiği için özür dileyip teşekkür ettikten sonra, kapıya yöneldi, fakat ev sahibi hanımefendi, kahve teklif etti:

-“Böyle ateş almaya gelmiş gibi olur mu hiç efendim, lütfen buyurunuz, bir kahvemizi içiniz.”

Adile Sultan bu ricayı kırmadı. Oturdu. Önce şerbetler, ardından kahveler geldi. Sohbet koyulaştıkça koyulaştı, derinleştikçe, derinleşti… Kırk yıllık ahbap gibi konuşuyorlardı. Bir ara Adile Sultan, kendisine İzzet-ü ikramda bulunan ev sahibine sordu: “Zatıâliniz kimlerden oluyorsunuz, efendim?” Hanımefendi, nezaket ve tevazu ile cevap verdi: “Cariyeniz, bendeniz, Kaptan-ı Derya Mehmed Ali Paşa‘nın zevcesiyim, efendim”… Adile Sultan, başına kaynar sular boşalmış gibi oldu: Bir saattir kendisini ağırlayan kadın, kumasıydı. Tavrını hiç bozmadı. Metanetini korudu. Bir şey hissettirmedi. Bir süre sonra da teşekkürlerini sunarak konaktan ayrıldı. Kocasına da bundan hiç söz etmedi. Onu hâlâ çok seviyordu ve üzülmesini istemiyordu. Ancak hiçbir şey gizli kalmıyor. Bu olay da gizli kalmadı. Adile Sultan öldükten sonra, hazinedarı tarafından açıklandı. Nezaketin ve aşkın zirvesi bu olsa gerektir.

 

Gazel

Nelüfer Sultan , Osman Fuad Efendi ve Adile Sultan

Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek
Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek

Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara
Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek

Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur
Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek

Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân
Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek

Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ
Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek

Havf-ı a’dâ eylemez olan müsellah aşk ile
Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek

Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ
Beyt-i kalbi Âdile ma’mûr ü pâk etmek gerek

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *